Zürih Bölgesel Finans Merkezi

Zürih Bölgesel Finans Merkezi

İsviçre, Avrupa’nın en yüksek gelirli ülkelerinden biridir. Kişi başına düşen GSMH 1995 yılında 41.700 dolar günümüzde ise bu oran daha yüksektir. Nüfusu 7.1 milyon olarak sabittir. Geleneksel olarak, İsviçre finans hizmetleri sağlayıcısı olma rolünü benimsemiş ancak 1992 yılında teklif edilen Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) üyeliğini reddetmesi hoş karşılanmamıştır. Dünyanın en saygın ve en büyük bankaları İsviçre’de bulunmaktır. Genel olarak büyük finans şirketleri; Altyapı işlemleri, piyasa şeffaflığı, yüksek işlem hacmi karşılamak için Zürih’e gelmektedirler.

Son 15 yıl boyunca, İsviçre tarihinde yaşanmamış olan bir reform içerisine girmiştir. Geliştirmiş olduğu yeni bir sistem ile hisse senetleri, tahvil, türev, ortak fon birimleri bütünleştirilerek bir güvenlik ağı içerisinde piyasa işlemleri gerçekleştirilerek İsviçre Menkul Kıymet piyasalarının verimliliği arttırılmıştır. Böylece maliyetlerde düşüş, hızlı işlem, yatırım danışmanlığı, pazar araştırması, özel bankacılıkta ve kalitede artış gözlenmiş raporlama işlemleri hız kazanmıştır.

Zürih Finans Merkezi (Büyük Zürih Bölgesi), Zürih havaalanının 60 km uzağında kurulan sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerinin bir arada bulunduğu bölgede yer almaktadır. Bu bölgenin tanıtımı ve pazarlanması Ağustos 1999 yılında kurulan, kar amacı gütmeyen The Greater Zurich Area AG şirketi tarafından yürütülmektedir. Bu kuruluş 1998 yılında kurulan “Stiftung Greater Zurich Area Standartmarket” tarafından finansal olarak desteklenmektedir.Vakıf yapısındaki bu kurum devlet ve özel sektör ortaklığıyla kurulmuştur. Bölgeye ortak olan çevre kantonlar (7 tane) bu vakıfa yıllık bütçe sağlamaktadırlar.

İsviçre’nin küçük ekonomisi yüzünden Zürih doğal bir merkez olarak oluşmuştur. Düşük enflasyon, gizlilik, istikrar gibi özelliklerin birleşimi sonucu bir oluşum gerçekleşmiştir. Bu oluşumda Fransa ve Almanya’ya yakın olmasının önemi büyüktür. İsviçre halkının çok çalışkan olması ve çalışma saatlerinin diğerlerine nazaran fazla olması ülkenin dış fazla vermesinde başrol oynamıştır. 20 yıl boyunca küçük ekonomisine rağmen ekonomik performans ve işsizlik oranları incelendiğinde 1985’te sanayileşmiş ülkeler arasında sadece Japonya tarafından geçilmiştir. Zürih finans merkezinin sağladığı katkıları kısaca özetlemek gerekirse finans kesimi, İsviçre ekonomisinin en önemli sektörlerindendir. Bankalar, sigorta şirketleri, aracı kurumlar ve diğer finansal kuruluşlar milli gelirin yedide birini, istihdamın yaklaşık %6’sını oluşturmaktadır. Finans kesimi, ülkenin cari işlemler fazlasının dörtte birine tekabül etmektedir.

İsviçre’nin reel GSYİH’sinin %14’e yakını finansal hizmetlerden sağlanmaktadır. Özellikle 1995 yılından sonra GSYİH yıllık artış oranı %10 ve üstünde gerçekleşmiştir. Bu artışın önemli bir bölümü finans sektörünün gelişimiyle bağlantılı olarak gelişen ve büyüyen ekonomik aktivite ile ilişkilidir. Büyük Zürih bölgesinin istihdama olan etkisi ise daha fazladır. 2007 yılında Zürih’te çalışan finansal sektör çalışanlarının tüm İsviçre’de istihdam edilen finansal hizmetler sektörü çalışanlarına oranı %20’ye ulaşmıştır. Bu oran 1995 yılındaki istihdam payından %16 daha büyüktür.

Zürih’in Finans Merkezi Olarak Tarihsel Gelişimi

İsviçre uzun bir sermaye ihracı geleneğine sahiptir. 18. yüzyılda iç birikimlerin iç harcamaları geçmesiyle, İsveçli finansçılar ve devlet adamları aktif olarak uluslararası finansla uğraşmaya başlamışlardı. Net sermaye ihracı 19. yüzyılda tren yolları yapımı, endüstrileşme ve I. Dünya Savaşı’ndan sonra artan kredi ihtiyacı dönemi dışında 20. Yüzyıla kadar sürdü. İç birikim fazlalığı büyük oranda kasaba ve şehirlerde finansal olarak sağlam hükümetlerin bir sonucuydu ve sürekli olarak birçok Avrupa Hükümetinin savaşın içinde bulunmalarından kaynaklanan diğer büyük finans ihtiyaçlarıyla normal olarak bariz farklılık gösteriyordu. İsveç hükümetinin ve özel sektörün finansal performansı birkaç faktöre dayanıyordu. Bunlardan ilki ülkenin tarafsız bir politika yürütmesi diğeri büyük savaş harcamaları yapmamasıdır.

Tarafsızlık, ülkenin çokuluslu ve çok dinli olmasının, Avrupa’nın merkezindeki stratejik konumunun ve ülkenin küçük boyutunun bir sonucuydu. İkinci olarak, sanayileşmenin başlangıç aşamalarında İsviçre pamuk ve ipek ürünleri ihracatını yurtdışındaki zayıf rekabet sayesinde gelişti.

İsviçre yüzyıllar boyunca sermaye ihraç etmesine rağmen yabancı fonlar için güvenli bir liman olması ve yabancı birikimleriyle kredi talebi arasında aracılığa başlaması 20. yüzyıla kadar gerçekleşmedi. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Avustralya para birimleri düşüşe geçti ve finansal sistemler bozuldu. İsviçre, hiperenflasyonu önlediği ve diğer Avrupa ülkelerine göre politik kargaşadan daha az etkilendiği için 1920’ler ve 1930’lar boyunca fonlar için güvenli bir emanetçi olarak çekici hale geldi ve İsviçre bankalarının birçoğu Almanya’dan olmak üzere geniş ölçekli mevduat topladılar. 1934’te, 1930’ların dünya çapındaki bankacılık krizine karşı yatırımcıları korumak amacıyla çıkartılan bankacılık kanununu, İsviçre için sadece II. Dünya Savaşı sürecinde Almanya ile değil sonrasında Amerika ile de sorunlar ortaya çıkardı. Kanunun bir yan ürünü, bankaların banka hesapları ile bilgileri yabancılara sağlamasını önleyen banka gizliliği kurallarıydı. Bu kurallar, Amerika’nın İsviçre’deki banka hesaplarında ve başka yerlerde savaş tazminatı olarak tutulan Alman varlıklarına sahip olma talebine razı olmasını önledi. Büyük politik baskıya rağmen İsviçre hükümeti taleplere boyun eğmedi, fakat savaş tazminatı olarak İsviçre’de tutulan Alman varlıklarının sadece bir kısmına el konulacağına dair bir anlaşmaya yapıldı.

İsviçre’nin istikrarlı ve güçlü döviz politikası, İsviçre bankacılık sisteminin çekiciliğini arttırdı. Sadece bir kez I. Dünya Savaşı’nın sonundan 1971’e kadar olan dönemde (1936) İsviçre Frangı değer kaybetti. İsviçre ayrıca uluslararası standartlarla birlikte çok düşük bir enflasyon oranı sürdürdü. 1950’ler boyunca, tüketici fiyatları oranlarındaki artış %1 idi. Ekonomik faaliyetteki güçlü büyüme ile Federal Alman Cumhuriyeti’ni yakından takip ederek, 1960’lar boyunca fiyatlar %3’e, 1970-1985 döneminde %5’e ulaştı, ancak enflasyon diğer sanayileşmiş ülkeler ile kıyaslandığında hala düşüktü.

1960’ların başından beri, uluslararası finansal işlemler, büyük para birimlerinin konvertibilitesi ve sermaye hareketlerinin izolasyonu ile güçlü bir şekilde büyüdü. İçerde ve dışarıda mali koşullar önemli derecede farklılık gösterdiğinde İsviçre, frank üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturan önemli yabancı sermaye akışları yaşadı. Dışarıda yaşanan politik kargaşalar süresince, İsviçre’nin tarafsızlığı ve banka gizliliği sermaye akışlarını çekmede rol oynadı.