Tokyo Bölgesel Finans Merkezi

Tokyo Bölgesel Finans Merkezi

Japonya ekonomik güç olarak dünya çapında tanınan ikinci en büyük ekonomidir. 2006 yılı kişi başına gelir $34.000’dır. Japonya finans ve sermaye piyasaları potansiyelini çok makul bir maliyetle, farklı, yaratıcı finansal ürün ve hizmet sağlayan yerli ve yabancı kuruluşların çeşitli kaynaklardan yararlanmasını sağlamaya çalışmaktadır. 1980’den sonraki zamanda Japon ekonomisinin sürekli ticaret fazlası vermesi ve yüksek ekonomik büyüme sağlaması ile bankaların, menkul kıymet ve sigorta şirketlerinin artan varlık değerleri sonucunda yurtdışı banka ve menkul kıymet firmaları operasyonlarını genişletmek için yeni şube ve ofisler açmaya başlamıştır. Bunun sonucunda Japon Hükümeti kapsamlı reformlar başlatmış ve bu 10 yıl kadar sürmüştür.

1996 yılında Başbakan ve Bakanlar Kurulu Tokyo’yu New York ve Londra ile karşılaştırılabilir bir uluslararası finansal merkez yapmak ve bunun Japon versiyonunu tanıtmak istediklerini duyurmuştur. Yapılan düzenlemelerde Japon finans ve sermaye piyasalarında rekabeti teşvik etmek için komisyon ücretleri düşürüldü, böylece yeni finansal ürünler, geliştirilmiş hizmetler ve alternatif kaynaklar için finans kurumları cesaretlendirildi.

Japonya dünyanın en hızlı yaşlanan toplumudur ve Japon Hükümeti kamu emekliliğini azaltmıştır. Tokyo potansiyel olarak Asya’nın artan nüfusu ve komşu ülkelerdeki büyüyen ekonomilerin gelecekteki eğilimlerini desteklemek için ortak bir platform haline gelebilir. Tokyo’nun artan zenginliği Asyalı yatırımcıların portföy çeşitlendirme ve yeni finansal ürünlerden yararlanması ile değerlenmesi mümkün olabilecektir. Japon bankalarının yerel para cinsinden kredi sağlaması yurtdışında kullanımı arttırılması ile bölgesel tahvil piyasasının uluslararasılaşmasına katkıda bulunmuş bankaların bu rolü ile doğrudan dış yatırımları arttırmıştır.

Kasım 1996’da Japonya Başbakanı finans ve sermaye piyasaları reformlarının temel ilkelerini duyurdu. Adil, özgür, küresel, Londra ve New York ile karşılaştırılabilir düzeye yükselmek. Bu ilkelerin genişletilmiş şeklini Haziran 1997’de duyurmuştur. Bunlar;

  • Piyasalarda rekabeti teşvik etmek,
  • Finansal holdinglerin kurulması,
  • Sektör bankacılığı,
  • Menkul Kıymetler ve Sigorta ile ilgili sınırlamaların azaltılması,
  • Ücret ve komisyonlarda liberalleşme,
  • Varlık yönetiminde liberalleşme,
  • Şeffaflık ve Adil Kurallar,
  • Uluslararası standartlarda muhasebe sistemi,
  • Üst düzeyde denetim,

Rasyonel küresel eğilim doğrultusunda vergi oranıdır.

Tokyo’nun Finans Merkezi Olarak Tarihsel Gelişimi

Tokyo global finans merkezlerinin 1980‘ler deki en yeni üyesi idi. 1960‘larda Asya‘da egemen finans merkezi olarak Tokyo‘nun statüsü 1970‘lerde ve 1980‘lerde global finans merkezi olarak ortaya çıkmasında bir atlama taşıydı.

Yen‘in rezerv, yatırım ve işlem kuru olarak uluslararasılaşması, 1970‘ler boyunca önemli gelişmeler yaptı. Ayrıca Tokyo piyasası yabancı tahvil çıkartmak için önemli bir piyasa olarak ortaya çıkmaya başladı. 1976–1982 yıllarında, yabancı tahvillerde Japonya‘nın payı %2‘den %13‘e çıktı. Yurtiçi finans piyasasının büyük ölçeğine ve olgunluğuna rağmen, Japon piyasasının uluslararasılaşması yavaşça ilerledi ve otoriteler tarafından dikkatlice yönetildi. 1985‘te Tokyo ‘da sadece 76 yabancı banka vardı, Londra‘da 341, New York‘ta 216, Singapur‘da ise 143 tane bulunmaktaydı. Naoyuki Shinohara 1986‘da Tokyo‘da uluslararası bankacılık binası oluşturulması kararına çok önem veriyordu. Bu bina geleneksel mali sektörü boş vermeden kıyı bankacılığı aktivitelerini mümkün kılacaktı ve finansal liberalleşmeyi sağlayacaktı. Shinohara aşağıdaki faktörlere bağlı olarak bir uluslararası finans merkezi olarak Tokyo‘nun öneminin artması bekleniyordu.

Japon yatırımları için global fırsatlar; global finans işlemlerinin gelişimi için Londra ve New York‘u tamamlayan zaman aralığı sayesinde hızla büyüyen Asya- Pasifik ekonomileri için bölgesel bir merkezdir. Yen enstrümanlarında yabancı finans araçlarının işlemlerini kısıtlayan resmi ve gayri resmi kısıtlamaların hafifleştirilmesi ile rahatlama sağlanmıştır.

Yoshio Suzuki‘de aşağıdaki rolleri göz önüne alarak uluslararası bir finans merkezi olarak Tokyo için daha fazla rol planlamıştır. Bunlar;

  • Dünya‘nın kalanına yüksek kaliteli finans varlıklarının arzı,
  • Uluslararası para akışının, özellikle Japonya‘nın kendi ticaret fazlasının koordinasyonu,
  • Asya-Pasifik alanı finans piyasasının kilit üyesi olunması,
  • Bilgi elde etme merkezi,
  • Asya-Pasifik bölgesi için yenin yükselişinin sağlanmasıdır.

Richard McGahey, Mary Malay, Katherine Kazanas and Michael P. Jacops (1990) yazılarında küreselleşmeyi destekleyen 4 faktör tanımlıyor. Bunlar;

  • Yeni finans enstrümanlarının gelişmesi,
  • Yurtiçi ve uluslararası finans düzenlemelerindeki değişiklikler,
  • Bilgi işlem ve telekomünikasyon teknolojisindeki çarpıcı ilerleme,
  • 1982–1986 yılları global piyasalarda artan fonların hacmidir.

Rekabetçi baskılar başlıca uluslararası finans merkezlerinin her birinde bir varlık kurabilmek için firmaları global finans akışlarına aracılık yapmaya götürdü. Sınır ötesi finans aktivitelerinin teşvikiyle, küreselleşme diğer finansal merkezlere göre Londra, New York ve Tokyo‘nun önemini arttırdı. Aynı zamanda küreselleşmeyle birlikte komünikasyon gelişmeleri ve düzenleyici liberalleşme, global finans merkezleri arasındaki rekabeti yoğunlaştırarak piyasalar arası finansal akışları kolaylaştırdı. Londra, New York ve Tokyo, hepsi rekabet avantajı elde etmek ve global finans merkezi olarak önemlerini arttırmak için serbestleşmeye gitti.