Paris Bölgesel Finans Merkezi

Paris Bölgesel Finans Merkezi

19. yüzyıl boyunca Avrupa’da dünyanın önde gelen iki finans merkezi vardı, Londra ve Paris. Bölgelerinde finans hizmetlerinde Avrupa’nın hizmet ihtiyaçlarını kümelenerek gerçekleştirdiler. Hatta dünyada mali işlemleri İngiltere ve Fransa’nın başkentinden gerçekleştirerek ön planda oldular.

Fransa’da uluslararası finans merkezi olma statüsünü ve performansını sağlayabilecek şehir Paris’tir. Göstermiş olduğu performans, sağlamış olduğu avantajlar ve Borsaların çalışmak isteyeceği yüksek hacimli piyasaları bünyesinde barındırmaktaydı. Finans kurumları için çeşitli temel fırsatları sağlamıştır. Güvenli ve şeffaflıkta çok ileri düzeydedir. Paris’e bu gücü tahvil piyasası vermiştir. Menkul kıymetler, banka kredileri, seküritizasyon için uzun vadeli eğilim göstermektedir.

1870’te Avrupa’nın diğer merkezleri Amsterdam, Brüksel, Hamburg, Frankfurt, Berlin idi. Bu sıralamaya 20. yüzyılın gelişi ile birlikte New York, sonrasında Tokyo’nun çıkışıyla değişim gösterdi.  Her ne kadar Londra, Paris, New York küresel hâkimiyetini elinde bulundurmuşta olsa yaşanan krizler ve savaşlar ile birlikte bazı merkezler çıkışlar yakaladılar. Bunlar; Frankfurt, Zürih, Tokyo, Hong Kong’dur. 1890-1958 yılları arasında yapılan araştırmalarda Londra hep Paris’ten önemli noktalarda avantajlı oldu. Uluslararası düzeyde bulunan Paris I. Dünya Savaşı’nda Londra’dan daha çok etkilendi. Bu sırada New York’un çıkış yakalaması Londra ve Paris’e zemin kaybettirdi. Sterlinin konvertibilitesini kaybetmeye başlaması sonucu, bu boşluğu dolar, frank, yen almaya başladı.

Londra ve Paris 20. yüzyılın ikinci kısmında hizmet sağlayıcıları olarak iki merkezi birbirinden ayıran özellikler arttı. Ancak genel şartlar iki ülke açısından benzerlik gösteriyordu. Fransa’da devlet müdahalesi daha da arttı. Dört mevduat bankası kamulaştırıldı.

Uluslararası bankacılık faaliyetleri İngiltere ve Fransa’da A.B.D. ‘den daha çok yoğunluk göstermekteydi. Diğer finans merkezleri tarafından pasifize edilmeye başlanan Londra ve Paris aynı zaman diliminde bulunduklarından ve Londra belirgin bir farkla üstün olduğundan Paris geri sıralara düşmüştür. Böylece ilk sırada artık Londra ve New York, yani dünyanın en büyük iki ekonomisine sahip ülkelerin ana şehirleri vardı. Paris ve Londra artık özdeş değildi. Bunu ilk fark eden ekonomistler bunu giderebilmek için çeşitli çalışmalar ortaya koymuşlardır.

58.4 milyon nüfusu ile Fransa, Avrupa’nın en büyük ekonomilerinden birisidir. 1980’lerden itibaren finansal piyasalarıyla çok uluslu yatırımcılar için çekici olmuştur. Ticari bankacılık ve Fransız frangında aşırı korumacı devlet müdahaleleri bulunmaktadır. Bu da bankacılık sektöründe ciddi sıkıntılara yol açmıştır. Küreselleşme ile finansal piyasalarda rahatlatıcı önlemler alınmaya çalışılmıştır.

Paris’in Finans Merkezi Olarak Tarihsel Gelişimi

Fransız Hükümeti daha fazla vergiden yatırımcıyı korumak için düzenlemeler yapıyor, maliyet düşürmekten çok kaliteyi yükseltme eğilimi gösteriyordu. I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle yatırımcılar durdu. Uluslararası sanayi çalkantılarla birlikte Balkan Savaşları, Devrimler ve buna bağlı göç hareketlerine ekonomik krizlerde eşlik etti.

1926 yılında Fransa savaş ve enflasyondan kurtarıldı. Yeniden yabancı yatırımcının tasarruf fazlalığı oluştu. 1927 yılında ilk spekülasyonlar görülmeye başlandı. 1930’da patlak veren büyük buhranın sonucu bütün dünyada hissedildi. 1960-1970 ABD ve İngiltere ile karşılaştırıldığında finansal enstrüman yelpazesi sınırlıydı. 1970 yılında ticari bankaların şube açma girişimleri zirve yaptı ve 1986 yılında bu girişimler yerini işgücü verimliliğine bıraktı. Finansal ekonomik yenilikler politika için bir araç olarak kullanıldı.

1970’li yıllarda Paris Borsası, Batı Avrupa’nın güçsüz borsalarından biriydi. 1986 yılına kadar 15. Sıralarda yer alan borsa 4 kat büyüme kaydetti. 1992 ve 1997’de toplam yabancı payı ve işlemlerinde büyük ilerlemeler kaydetti.

1989-1992 Avrupa Topluluğu üyesi ülkeler yatırım fonları, sigorta ile ilgili uygulamalara başlayarak Temmuz 1990 yılında sermaye kontrollerinin tümüyle kaldırılması sonucu Fransa bazı avantajlar yakalamış ancak bazı alanlarda da rekabet etmek zorunda kalmıştır. 1970’li yılların sonuna kadar Fransa dolaylı finans işlemlerinde üstün durumdadır.

1984 yılında yabancı payı %2 civarındaydı. 21. Yüzyılın başında Fransız ekonomisinin gücü ve modernizasyonu ile ortaya çıkmıştı. Vasıflı işgücü, istikrarlı politika ve ekonomi uluslararası sıralamada Fransa’yı üst sıralara taşımıştır. Kaliteli yaşam tarzı, gelişmişlik düzeyi yüksek ve turizm bakımından bir çekim merkezi olması ulusal ve uluslararası şirketlerin merkezlerinin buraya taşınmasında büyük rol oynamıştır.