Mumbai Bölgesel Finans Merkezi

Mumbai Bölgesel Finans Merkezi

Hindistan’ın güçlü ve merkezi şehri olan Mumbai (Bombay) bu özelliğini geliştirmeliydi ve bunu hizmet sektörü ile öne çıkartmaya karar verdi. Finansal açıdan merkezi olan durumunu Güney Asya’daki jeopolitik konumu ile destekledi. Gelecekte ekonominin kalbi gelişmekte olan büyük ülkelerde atacağından (Çin, Hindistan, Brezilya v.b.) bu konumunu ekonomik bir merkez oluşturarak destekleyecekti.

Hindistan ekonomisinde korumacılık esas alınmıştı. Birçok sektörde kamu kurumları önemli pay sahibi olmuşlardı. 1980’li yılların ortasında başlayan ve 1990’lı yıllarda devam eden ekonomik reformlarla liberal ekonomiye geçiş yaşanmıştır. Özelleştirmeler arttırılmış, yabancı yatırımlar üzerinde kısıtlamalar azaltılmıştır. Son yıllarda fark edilir bir performans artışı sergileyen Hindistan geçen üç mali yılda ortalama %9’luk reel büyüme kaydetmiştir. Çin’den sonra en hızlı büyüyen ülke konumundadır.

Bu doğrultuda birbirini destekleyen çalışmalar yapıldı. Hindistan’da iş dünyasının kalbi Mumbai’de atmaktaydı.  Finans, ticaret ve kültür başkenti özelliğine sahipti. Mumbai finans merkezi olarak belirlendi. Diğer merkezlerde olan hizmetleri bünyesinde topladı. Yatırımcılar için “yatırımcı koruma fonu” oluşturuldu. İmaj çalışmaları ile Mumbai Finans Merkezi öne çıkarılmaya başlandı. Tamda bu noktada 26.11.2009’da Mumbai saldırıları gerçekleştirildi.

 

Mumbai’nin Finans Merkezi Olarak Tarihsel Gelişimi

 

Dünya’da ticaretin yaygınlaşması ile pazarlar oluşmaya başlamıştır. Bu pazarlar büyük şehirlerde oluşmuş ve İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya, Portekiz gibi Avrupa’nın önde gelen ülkeleri aracılığı ile diğer kıtalara yayılmıştır. Yeni yerler keşfedilmesi yeni alım-satım pazarları demekti. Böylece ülkeler ötesi ticaret başladı. Hindistan için 1856 yılında telgraf sistemi Kalküta, Agra, Mumbai, Peşaver ve Madras arasında tamamlandı. Köle işçiler çalıştırılarak 1860 yılından 1870 yılına kadar demir yolu hatları yapıldı. Toplamda 6400 km. demiryolu, ana şehirlerden geçirilerek ana merkezler arasında kara geçişleri oluşturuldu.

1866 yılında ilk transatlantik kablosu çekilerek bir mesajın dört dakikada Mumbai’den  Londra’ya ulaşması sağlandı. 1869 yılında Süveyş Kanalı inşa edildi. İki güçlü ülke olarak İngiltere ve ABD, batıdan doğuya buharlı gemilerle ticaret yollarını oluşturdular. Ancak yalnız değillerdi diğer güçlerinde etkisiyle bu ticaret çok gelişti. Madencilik, tarım ve gelişen sanayi ivme kazandı ve ülkeler ilk küreselleşme ile büyümeye başladılar. İlk aktörler Londra, Amsterdam ve Paris’ ti, ABD daha emekleme dönemindeydi ve 1918’e kadar bu uluslararası sermaye ortada yoktu. Bu dönemde tasarruflar sömürgelerden (Hindistan, Karayipler, Afrika, OrtaDoğu ve Asya’nın bir bölümü), dünyanın dört bir tarafından bu öne çıkan şehirlere getirildi.

I.Dünya Savaşı, Ekonomik Buhran ve devrimler sonrası küreselleşmenin ikinci dalgası 1945-1971’de geldi. Yapısal dönüşümler, teknolojinin ilerlemesi gerçekleşti ancak güçlü ekonomilerin II. Dünya Savaşı’na girmesiyle bu ülkeler güçlerini ve yönetim kabiliyetlerini yitirmeye başladılar. Bu savaşlar döneminde tek güçlü kalabilen ülke ABD oldu ve 1950 sonrası küreselleşmenin kilometre taşı oldu.

Teknolojinin, yüzyılın icatları (jet motorlar, transistörler, bilgisayar ve televizyon)  ile etkileşim artmış, ulaşım hızlanmış az insanla daha çok verimli işler başarılabilmiştir. Dünya Bankası, IMF, Birleşmiş Milletler örgütleri kurulmuş ve bu örgütler küreselleşmede başrol oynamışlardır.

Bağımsızlığını ilan eden ülkelerden biri olan Hindistan bu bağımsızlık öncesinde çok büyük sorunlarla karşılaşmıştır. Ülke içinde dini sorunlar çıkmış ve ülke kaosa sürüklenmiştir. Dini sorunların baş göstermesiyle kitlesel karşılıklı saldırılar başlamış yüz binlerce insan hayatını kaybetmiştir. İngilizler yönetimi kontrol edemez duruma gelince ülkeyi terk etmişler ve böylece Hindistan bağımsızlığını ilan etmiştir. Yaşanan olaylar sonucunda ülke ikiye bölünmüş ve Hindistan’ın içinden Pakistan adlı bir ülke doğmuştur. Pakistan’ın sınır bölgesinde yaşanan sorunlara çözüm getirilememiş ve Pakistan’ın sınır bölgesinden bir bölüm kopmuş ve Bangladeş adlı bir ülke daha oluşmuştur.

İngilizlerin gidişiyle sömürge dönemi bitmiştir. Bağımsızlığını ilan eden bazı küçük ülkeler parçalanırken Hindistan her türlü açıdan bunu kendine çevirmeyi bilmiş ve gelişen bir ülke olarak ekonomisini güçlendirmiştir.